BARO BAŞKANININ MESAJI

 
 

BAROMUZ

*Tarihçe
*Başkanlarımız
*Yönetim Kurulu
*Disiplin Kurulu
*Denetleme Kurulu
*TBB Delegeleri
*İlçe Temsilcilikleri
*Baro Çalışanları
*İletişim Bilgileri

KOMİSYONLAR

*Adli Yardım
*CMK

*Çocuk Hakları
*İnsan Hakları
*Kadın Hakları
*Meslek Sorunları  
*Staj ve Eğitimi 
*Mevzuat Takip
*Sağlık ve Sosyal

 

*ADLİ YARDIM YÖNETMELİK
*CMK YÖNETMELİK
*CMK FORMLARI
*RUHSAT

 
*Av.Asgari Ücret Tarifesi
*Harçlar
*Faiz Oranları
*Noterlik Ücreti
 

*Afyonkarahisar Adliyesi
*Barolar
*Afyon Noterleri
*Adalet Bakanlığı Birimleri

* YARGITAY SORGU
* DANIŞTAY SORGU
* T.C. KİMLİK NO
* VERGİ KİMLİK NO
* TELEFON REHBER
* RESMİ GAZETE

      Afyonkarahisar
      Resmi Kurumlar

* Valilik
* Belediye
* Adliye
* AKÜ Üniversite
* İl Jandarma Komutanlığı
* İl Emniyet Müdürlüğü
* İl Özel İdare

 

 

BASIN AÇIKLAMASI

 

            İsrail Devleti uzun süredir Türkiye’nin de arabuluculuğu ile Filistin arasındaki sorunları giderme yolundaki girişimler için sağlanan ateşkesi tek taraflı ihlal etmiş ve Gazze şehrine saldırmıştır. Ortada saldırıyı haklı kılacak  hiçbir neden yoktur. Yapılan saldırı sonucu bugün itibarı ile 400’ün üzerinde sivil insan katledilmiştir. İsrail ordusu tarafından hem havadan hem karadan füzeler ile yapılan saldırıda vurulan hedeflerin önemli bir kısmı sivil halkın yerleşim alanlarıdır. Nitekim ölenlerin önemli bir kısmının sivil halk olması da bu gerçeği apaçık ortaya koymaktadır. Teknolojik silahların kullanılarak sivil halkın hedef seçilmesi tam bir vahşettir. Maalesef ABD başta olmak üzere BM. Avrupa Birliği ülkeleri ve Arap dünyasının önemli bir kısmı bu vahşete sessiz kalmakta ve hatta sebep olarak Filistin’deki bazı gurupları göstermektedir. Son saldırının sebebi ne olursa olsun, 60 yıldır İsrail’in Filistin halkına yönelik olarak yaptığı zulmün son halkası olarak bu saldırı da sivil halka yönelmiş olup; yine sivil halk hunharca katledilmektedir.

         Bir tarafta uçakları ve en ileri silahları olan İsrail ordusu, diğer tarafta ise kendini basit silahlarla bu vahşete karşı korumaya çalışan mazlum Filistin halkı vardır. Bu bir savaş değildir; bu bir ordunun savunmasız halkı yok etme projesinin bir parçasıdır.

         Başta BM ve tüm uluslar arası kuruluşların ve devletlerin derhal harekete geçmesi ve fiili tedbirlerin alınması noktasında gerekli girişimlerin yapılması gerekmektedir. Bu vahşet en temel insan haklarından yaşam hakkının ihlali olup, bu ihlal karşısında dünyanın sessiz kalması bu ihlale ve zulme ortak olması demektir. Bu vesileyle Afyonkarahisar Barosu olarak İsrail’in yıllardır Ortadoğuda yapmış olduğu barbarca saldırıları kınıyor, kin, nefret, gözyaşı ve ıstırabın değil, barış, kardeşlik ve huzurun hakim olduğu sağlıklı, mutlu yıllar diliyoruz. 31.12.2008

                                                                                                         Av.Celal Mümtaz AKINCI

                                                                                   Baro Başkanı

 

////////---------------------------------------------------------------------------------------------------////////

 

 

 

                                             2008/2009 ADLİ YIL MESAJI

        

         Yeni bir  Adli Yıl açılışında birlikteyiz. Her Adli Yıl açılışında adalet sorunları anlatılır ve temennilerde bulunuruz. Ancak sorunların çözümünde az da olsa mesafe alınmakla birlikte sorunların hala devam ettiğini görmek bizleri üzmekte ve düşündürmektedir.

 

Adaletin gerçekleştirilmesindeki sorunların, büyük ölçüde, bizzat pozitif hukuk kurallarının yetersizliği yanında mekan, araç–gereç ve personel gibi adalet hizmetinin gerçekleştirilmesinde etkili olan unsurların gerek nitelik ve gerekse nicelik olarak yetersizliğinden kaynaklandığı ifade olunmaktadır. Her gün “sağanak yağmur” gibi çoğalan iş yüküne karşın, gerek hakim–savcı-avukat ve gerekse adliye personelinin, gerek sayı olarak gerekse eğitim ve sair nedenlerle bilgi ve tecrübedeki yetersizlikleri, adaletin hızlı, etkin, güvenli gerçekleştirilmemesinin ana nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.

        

 Almanya'da 20 bin kişiye düşen hakim sayısının 5.1, Avusturya'da 4.3, İsveç'te 3.8, bu oranın Türkiye'de 2.5 olarak gerçekleştiğini,  yargı ile ilgili kamu harcamalarında, Türkiye'nin yine gerilerde yer aldığını, kamu harcamalarından kişi başına; Avusturya'da 69.63, Belçika'da 64.41, Almanya'da 53.15, Türkiye'de ise 3.66 Euro pay düştüğünü göz önüne aldığımızda  Yargının hızlı işleyebilmesi için, öncelikle hakim, savcı ve mahkeme sayısı artırılması, mahkemelerin iş yükü azaltılması ve bütçeden yargıya ayrılan payın arttırılması gerçekliği ortaya çıkmaktadır.

 

Hakim. Savcı sayısını derhal arttırmak ve iş yükünü de hemen azaltmak mümkün olmadığına göre, mevcut hakim, savcı, avukat ve adliye çalışanlarına iş yükünden dolayı olağanüstü fedakarlıkla çalışmaktan başka çare kalmamaktadır. Zaten ülkemizdeki hakim, savcı, avukat ve adliye çalışanları da gerçekten büyük bir fedakarlıkla hizmet vermektedirler. Bu vesile ile  kendilerine şükranlarımızı sunuyoruz.

 

“Geciken Adalet, Adalet Değildir.” Özdeyişinin artık dillendirilmediği, huzur, ahenk, karşılıklı anlayış ve hoşgörü içinde görev yapılacak, yansız, yanılgısız ve siyasetten uzak yeni bir adli yıl ve nice adli yıllar dileklerimle saygılar sunuyorum.08.9.2008

 

                           

                                                                  Celal Mümtaz AKINCI

                                                                  Afyonkarahisar Baro Başkanı   

////////---------------------------------------------------------------------------------------------------////////

 

Sevgili Meslektaşlarım, Sayın Konuklar,

Basınımızın seçkin temsilcileri  

Avukatlar günü nedeniyle düzenlediğimiz tören programına hoş geldiniz.

Bildiğimiz gibi, “Bağımsız savunma, bağımsız yargının kurucu  unsurlarındandır”

“Bağımsız savunma olmaksızın güçlü ve bağımsız bir yargıdan söz edilemez”

“Adil yargılanma hakkının olmazsa olmaz koşulu, bağımsız savunmadır”

“Hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmak, Türkiye Barolar Birliği  ve Baroların asli görevlerindendir.” Kurallarını daha önceleri sürekli tekrarlardık. Son günlerde yaşanan güncel olay ve tartışmalardan sonra önemli bir prensibi hatırlamak ve bu prensibin ışığında bir değerlendirme yapmak zorunluluğu doğmuştur. Bu önemli prensip şudur;

“HUKUKSUZ DEMOKRASİ OLMAZ AMA DEMOKRASİ YOKSA HUKUK DA OLMAZ.”

85 Yıllık Cumhuriyet tarihinde ülkemiz; demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olma yolunda bir hayli mesafe kat etmiştir. Halkımız cumhuriyet ve demokrasiyi özümsemiştir. Cumhuriyetin en temel ilkesi hakimiyetin kayıtsız şartsız milletin iradesinde olmasıdır.

Demokrasinin eksiksiz yaşandığı devletlerde, halk iradesi üzerinde hiçbir kurumun vesayeti yoktur. Ülkemiz, bürokratik oligarşinin egemenliğine dayalı, keyfi uygulamaların boy gösterdiği basit ve geri kalmış bir devlet değil çağdaş bir hukuk devletidir. Demokrasinin yerleşmediği ve hayat bulamadığı kapalı sistemler ise ancak üçüncü dünya ülkeleri olmaktan öteye gidememektedir.

Ülkemizin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olma yolunda önemli mesafe kat ettiğini ifade etmiştim, ancak son günlerde ülkemizin demokrasi konusunda bulunduğu ligden daha alt liglere düşürülmek istendiğini üzülerek müşahade etmekteyiz. Hukukun ve savunmanın yılmaz savunucuları biz avukatlara bu konuda önemli görevler düşmektedir. “Hukuksuz demokrasi olmaz ama demokrasi yoksa hukuk da olmaz” prensibine en iyi şekilde sahip çıkarak, demokrasi ve hukukun yara almaması için çaba göstermemiz gerekmektedir.

Sayın konuklar, Değerli meslektaşlarım;

         Her yerde ve her fırsatta güçlü bir biçimde seslendirdiğimiz gibi “demokrasiye, cumhuriyete, bağımsız savunmaya, bağımsız yargıya ve hukuk devletine” inanan avukatlar ve örgütleri barolar olarak, yasanın bize verdiği  görevi yerine getirmek için ”hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak“ amacıyla ”tam demokrasi, gerçek ve tarafsız hukuk devleti, bağımsız yargı ve bağımsız savunma hedefine” yönelik söylemlerimizi tereddütsüz bir şekilde inançla sürdüreceğiz .          

Bu duygu ve düşüncelerle tüm meslektaşlarımın avukatlar gününü kutlar, törene katımınızdan dolayı teşekkür eder, saygılar sunarım.05.4.2008

Av.Celal Mümtaz AKINCI Baro Başkanı

 

////////---------------------------------------------------------------------------------------------------////////

 

 

Sayın Cumhuriyet Başsavcımız, Adalet Komisyonu Başkanımız, İdare Mahkemesi Başkanımız, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanımız, değerli Hakim ve Savcılarımız, sayın Meslektaşlarım, basınımızın seçkin temsilcileri.

Bu yılki Adli yıl konuşmamı iki ana başlık halinde sunacağım.

Birincisi Adalete ilişkin sorunlar, ikincisi ise genel ülke sorunları;

Değerli konuklar;

Hukuk, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, hukuk devleti, adalet, hukuk reformu ve insan hakları gibi konular ülkemizde yıllarca hatta tanzimattan beri üzerinde konuşulan, tartışılan ve eleştirilen konular olmuştur. Özellikle de yargının işleyişi ile ilgili sorunlara ilişkin tartışma ve eleştiriler sözlü ve yazılı medyada çoğu kere günlük yazı ve programlar olarak yer almıştır ve yer almaktadır. Adaletin hızlı, etkin ve güvenilir gerçekleştirilmemesi bu tartışma ve eleştirilerin nedenini oluşturmaktadır.

Adaletin gerçekleştirilmesindeki sorunlar, bizzat pozitif hukuk kurallarının yetersizliği yanında, mekan, araç–gereç ve personel gibi adalet hizmetinin gerçekleştirilmesinde etkili olan unsurların gerek nitelik ve gerekse nicelik olarak yetersizliğinden de büyük ölçüde kaynaklanmaktadır. Sözgelimi, her gün “sağanak yağmur” gibi çoğalan iş yüküne karşın, mahkeme ve hakim sayısının az, dava sayısının çok olmasının yattığı, Örneğin, Almanya'da 20 bin kişiye düşen hakim sayısının 5.1, Avusturya'da 4.3, İsveç'te 3.8, bu oranın Türkiye'de 2.5 olarak gerçekleştiğini, yargı ile ilgili kamu harcamalarında, Türkiye'nin yine gerilerde yer aldığını, kamu harcamalarından kişi başına Avusturya'da 69.63, Belçika'da 64.41, Almanya'da 53.15, Türkiye'de ise 3.66 Euro pay düştüğünü göz önüne aldığımızda Yargının hızlı işleyebilmesi için, öncelikle hakim ve mahkeme sayısı artırılmalı, mahkemelerin iş yükü azaltılmalıdır.

Sayın Meslektaşlarım;

Adaletin gerçekleştirilmesindeki yetersizlikler; “Allah ne hekime, ne hakime muhtaç etsin!..” özdeyişinin oluşumuna ve halkımızın buna tam bir görüş birliği ile inanmasına neden olmuştur. Gerçekten de davaların çok uzun sürdüğü, adalet mekanizmasının geç işlediği, güvenilirliğini yitirdiği, adli hataların oluştuğu, bu nedenlerle hakların elde edilmesinde kanun dışı örgütlenmelerin oluştuğu biçimindeki beyanlar, soyut iddialardan öte mutlak somut gerçekler olarak genel kabul görmektedir.

Devletin temeli olan adalet'in güçlü olabilmesi, adalet dağıtanların bağımsız ve teminatlı olmasıyla sağlanabilecektir. Adli yargılama için yargı mensubu hakim, savcı ve avukatların üzerine düşen görev, dürüst, namuslu ve duygusallıktan uzak ve baskılara boyun eğmeyen bir tutum sergilemektir.

Sayın konuklar, Yargıtay Onursal Başkanı Sayın Sami Selçuk bakın ne diyor;

Hakimlerin dürüst ve namuslu olmaları, övünç nedeni değildir. Kişilerin ve özellikle hakimlerin, dürüst ve namuslu olmaları asıldır. İyi bir hakimin hukuk bilgisiyle donanımlı, genel kültüre sahip, anlayışı ve kavrayışı yüksek, tarafsız, güvenilir, adil, davranışlarında ölçülü, dengeli, tutarlı, ön yargısız, onurlu ve vakarlı olması gerekir'

Sayın Konuklar, şimdi genel ülke sorunları hakkındaki düşüncelerimi arz ediyorum.

Bu ülke üzerinde yaşayan hiç kimse ikinci sınıf vatandaş değildir. Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrımı gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Ülkemizi parçalamak isteyen güçler, etnik ve dinsel ayrımlar yaratarak, ülkemizi bölmeyi ve parçalamayı hedef almışlardır. Onların yönlendirdikleri ve yönettikleri kişiler, aslında maşa olarak kullanıldıklarını bilmelidirler. Demokratik hak ve özgürlüklerin, halkın huzur ve mutluluğu için kullanılması gerekmektedir. Hak ve özgürlükleri kötüye kullanmak hoşgörüyle karşılanamaz. Demokrasilerde özgürlükleri yok etme özgürlüğü kimseye tanınamaz. Özgürlükler asla devleti yıkma amacıyla kullanılamaz.

Farklılıkların kökü kazınamaz. Tek tip insan, tek doğru, tek çözüm dayatmacılığı, insanı, toplumu, soluk alınan dünyayı, belki bir süre yutar, ama sindiremez, tüketemez. Bu kavgadır, savaştır. 

“Doğru çözüm; çelişen, değişen, kesişen kültürlerin, kendi ve farklı olma haklarını koruyan, eşitliklerini sağlayan, ayrıcalıkları reddeden, katılıkları ve kutuplaşmaları diyaloglarla yumuşatan, uzlaştıran; yaşamı çoklukta birlik temelinde ve yurttaşlık kodunda buluşturarak, birlikte yaşama ve ulusal bütünlük iradesini sağlamlaştıran, çelişmeci, çoğulcu, özgürlükçü, uzlaşmacı demokrasidir. Bu barıştır. 

Toplumlar, toplum mühendisi Hitler’lerin, Stalin’lerin yapay bir örnek, düzenleriyle değil, farklılıklara yaslanan demokrasinin doğal ve farklı düzenleriyle yönetilebilirler. 

Ayrıca toplumlar, farklılıkların yarattıkları, tez, antitez, sentez dinamiğiyle gelişebilirler. Öteki varsa berikinin kimliği, kişiliği, kültürü derinleşir, zenginleşir.”

Sayın konuklar;

Sivil çağdaş yeni bir Anayasa yapılması çalışmalarının yapıldığı günlerde Anayasa konusunda sayın Selçuk şöyle diyor ; 1982 Anayasası; devleti bireye göre biçimlendirecek ve sınırlandıracak yerde, bireyi devlete göre biçimlendiriyor ve sınırlandırıyor. Özgürlüklerin tabanını değil, tavanını saptıyor. Bireyi baskılara karşı çaresiz bırakıyor. Güvenmediği halkına karşı teyakkuz uyarısıyla özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı, sivil toplumun soluk borularını tıkıyor, demokrasiyi lüks bir tüketim maddesi olarak algılıyor. Yargıyı ayak bağı gibi gördüğünden, örümcek ağı gibi, güçlülerin delip geçtiği, güçsüzlerin takılıp kaldığı yasa devletinden, hukukun üstünlüğüne bir türlü geçemiyor. 

Halkımız, bütün kesimlerin temsilcilerince evrensel hukukun tezgâhında yerel ipliklerle dokunmuş, açık tartışma ve özgür iradeyle benimsenmiş yepyeni, kusursuz, özürsüz bir anayasa istiyor

Demokrasi karşıtların bir arada yaşama sanatıdır. 

Biz ise, durmadan birbirimize biçtiğimiz kimliklerle, içgüdülerle, önyargılarla, "onunla görüşürsem ne derler?" kaygısıyla yaşıyoruz. Enerjimizi birbirimizi tamamlamak için değil, âdeta birbirimizi yok etmek için tüketiyoruz. Anayasalarımıza "düşünce, inanç kınanmaz" diye yazıyoruz. Ama kınamanın da ötesinde, birbirimizi aşağılıyoruz. Uzlaşmak ve demokrat insana ulaşmak şöyle dursun, sanki sürekli bir "fetret dönemi" yaşıyoruz.  Bu durum, çok kaygı vericidir. 

Mehmet Âkif’le Tevfik Fikret’i, Nâzım Hikmet’le Necip Fazıl’ı el ele tutuşturup tartışmayı başaramayan bir toplum eksiktir. Çünkü diyalog ve uzlaşma kültüründen yoksundur. 

Her türlü görüşü yan yana getirerek Kurtuluş Savaşını kazanan bir Önderin çocukları, kim ve hangi görüş ve inançta olursa olsun, farklılıklarını teslim ederek, birbirlerini dinleyerek, görüşlerini tartarak tartışmayı başarmalıdırlar. 

Çoğulculuğun, katılımın, denetimin, saydam yönetimin ve bilinçli örgütlenmenin sesi olan basınımız da, doğru bilgilendirmelerle bu uzlaşmaya katkıda bulunmalıdır.” 

Evet, Sayın Sami Selçuk’un katıldığım bu özgün düşüncelerini sizlere aktardıktan sonra, Yeni adli yılın ülkemize, insanlığa adalet ve barış ve kardeşlik getirmesi dileklerimle, törenimizi onurlandırdığınız için hepinize en derin saygılarımı sunuyorum.06.9.2007

////////---------------------------------------------------------------------------------------------------////////

 

Avukatlar günü nedeniyle düzenlediğimiz tören programına hoş geldiniz. Her yıl burada tören yaptıktan sonra Adliye’de de bir resepsiyon düzenliyorduk. Son dönemde biz avukatlar ve örgütümüz barolar olarak karşı karşıya kaldığımız hak ihlalleri ve olumsuzluklar nedeniyle bu yıl resepsiyon düzenlemek yerine yaşanan sorunlarla ilgili olarak açıklama yapacağız.

Malumlarınız olduğu üzere ;

“Bağımsız savunma, bağımsız yargının kurucu  unsurlarındandır”

“Bağımsız savunma olmaksızın güçlü ve bağımsız bir yargıdan söz edilemez”

“Adil yargılanma hakkının olmazsa olmaz koşulu, bağımsız savunmadır”

“Hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmak, Türkiye Barolar Birliği  ve Baroların asli görevlerindendir”

Avukatların ve savunma mesleğinin önündeki engellerin kaldırılacağına dair verilen güvencelere karşın;

-Yıllarca yapılan mücadeleler sonunda Avukatlık Kanunu’na konulmuş, mesleğimizin geleceği açısından son derece hayati önemi olan “sınav” kurumunu bir çırpıda, barolar ile Türkiye Barolar Birliği’nin görüşlerini hiçe sayarak, kaldıran,

-Bizleri yargılamayı tamamlayan değil engelleyen bir unsur olarak gören,

-Uluslararası sözleşme ve belgelerde hüküm altına alınan “silahların eşitliği” ilkesini  görmezden gelen,

 - Avukatlık ücretinin bir emek ve uzmanlık karşılığı olduğunu kabul etmeyen,

- Savunma hizmetini adeta ihale konusu bir mal gibi gören,

-Savunma örgütü temsilcileri avukatlara yapılan ve çoğu ölümle sonuçlanan saldırıları doğal karşılayıp hiçbir zaman kınamayı ve geçmiş olsun  dileği iletmeyi düşünmeyen,

-Kamu kesimi avukatlarını hukukçu olarak algılamayan,

-Yasada açıkça hüküm altına alındığı halde, baroların anayasal konumunu ve buna bağlı olarak protokol düzenlemelerini içine sindiremeyen,

- Avukatlık kimliğini yasal düzenlemeye rağmen “resmi kimlik” olarak tanımayan,

-Resmi kurumlarda yasa gereği sağlanması gereken bilgi ve belgeye ulaşma yerine, direniş sergileyen bununla da kalmayarak  avukatı mahkeme dosyalarında yargının ögesi olarak kabul yerine yabancı bir unsur gibi gören,

-Avukatlar ve savunma mesleğinin önünü kesmek ve yaşam alanını daraltmak amacıyla, Muhasebeci-Mali Müşavirler, Marka-Patent ve Rekabet vekilliği yanı sıra Noterlik yasasında da yeni düzenlemelere giden,     

 -Tüm bunların yanı sıra ekonomik ve pazarlık gücünü elinde bulunduran uluslararası hukuk ve avukatlık firmalarına geçit veren,

benzeri anlayışlara ilave olarak, CMK’da görevi yapan meslektaşlarımızın alacaklarını ödemeyen, bu konuda baroların yetkilerini elinden alan, 5560 sayılı yasa ile “adil yargılama hakkı” bağlamında eşit seviyelerde bulunmaları gereken, Cumhuriyet savcılarını avukatların ita amiri durumuna getiren yaklaşımı kabul etmemize imkan yoktur.

 Bütün bunlara yaklaşık yüz profesörün görev yaptığı 32 hukuk fakültesinin her yıl verdiği ortalama 9000 mezundan yaklaşık 7000 mezunun sadece biçimsel stajı tamamlayarak mesleği icraya başladığını eklersek niceliksel bir baskı altında olduğumuzu ve bunun da çok önemli nitelik kayıplarına yol açtığını net bir biçimde görürüz.

-Savunmayı çökertip yargıyı ayakta tutmak mümkün değildir. Güçlü yargı ancak güçlü ve bağımsız savunmayla mümkündür. Savunmayı göz ardı edenlerin de bir gün savunmaya ve avukata ihtiyaçları olabileceğini unutmamak gerekir.

Değerli meslektaşlarım bu nedenle hepimize çok zor görevler düşmektedir. Bu bağlamda; Avukatlık Kanunu’nun  Baro Yönetim Kurulunun görevlerini düzenleyen 95.maddesi “...avukatlık onurunun ve meslek düzeninin korunması” görevini barolara vermekte, bizler bu görevi baro genel kurullarının verdiği yetkilere dayanarak en üst düzeyde ve eksiksiz olarak yerine getirmeye çalışmaktayız.

Bizim çalışma ve gayretlerimizin yanında tüm meslektaşlarımızın bu konularda gerekli duyarlılığı göstermesi savunma hakkının gölgelenmesine izin vermemesi gerekmektedir.

-Hukuk Fakültesi öğrencisine, avukat stajyerine, avukata mesleğine duyması gereken saygı yanında, gereken özeni göstermesini önemle anlatmalıyız,

-Ayrıca hakim ve savcılarımıza aynı kökten geldiğimiz, birimizin varlığını sürdürmesinin diğerine bağlı olduğunu, bu üçlünün uyumu ve kalitesinin “adil yargılama”, “adalete erişim” ve “adalete saygıyı” gerçekleştireceğini hatırlatıyoruz.

Sayın konuklar, Değerli i meslektaşlarım;

         Her yerde ve her fırsatta güçlü bir biçimde seslendirdiğimiz gibi “demokrasiye, cumhuriyete, bağımsız savunmaya, bağımsız yargıya ve hukuk devletine” inanan avukatlar ve örgütleri barolar olarak, yasanın bize verdiği  görevi yerine getirmek için ”hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak“ amacıyla ”tam demokrasi, gerçek hukuk devleti, bağımsız yargı ve bağımsız savunma hedefine” yönelik söylemlerimizi tereddütsüz bir şekilde inançla sürdüreceğiz .          

Bu duygu ve düşüncelerle törene katımınızdan dolayı teşekkür eder, 7 Nisan Cumartesi günü yapılacak olan etkinlikte buluşmak üzere saygılar sunarım.

Av.Celal Mümtaz AKINCI Baro Başkanı

////////---------------------------------------------------------------------------------------------------////////

04 MAYIS 2007              TÜRKELİ GAZETESİ                  SAYI : 14.210

BASIN AÇIKLAMASI

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22 Temmuz 2007 de seçim yapılması kararı vermiş olması, ülkenin üzerindeki sisli havanın ve belirsizliğin giderilmesi için önemli bir adımdır. Bu seçim ülkede darbeler döneminin kapanması ile darbe havasından medet umanların ayrışmasını sağlayacak, Demokrasiyi darbe baskısı ile tehdit edenler artık halk tarafından sandıkta değerlendirilecektir.

E bildirgelerle, demokratik işleyişe müdahale edilerek, Cumhurbaşkanı seçtirilmemekle, ülke AB sürecinden koparılmak, demokratikleşme engellenmek, ekonomik gelişmeler durdurulmak, ülke geriliğe mahkum edilip kaosa sürüklenmeye çalışılmaktadır.

E muhtıraya tepki duyan tüm sivil toplum kuruluşları ile toplumun tüm katmanlarının, olanlar karşısında demokrasiye sahip çıkması şarttır. Seçim kararından sonra darbe gerekçesi oluşturabilmek amacıyla bazı provokasyonlar gerçekleştirilmek istenebilir. Bu tür provokasyonlara karşı uyanık olunmalıdır. Aksi halde ülkemiz tekrar karanlık gönlere sürüklenebilir.

Bir sivil toplum kuruluşu olarak Demokrasiye, Cumhuriyete, Cumhuriyetimizin temel ilkelerine müdahale niteliğinde olan tüm bildirilere, muhtıralara, darbelere ve tüm hukuksuzluklara karşı olduğumuzu açık bir şekilde ifade ederek görüşümüzü kamu oyunun bilgilerine saygıyla sunarım.

                                                                                       

 

Av.Celal Mümtaz AKINCI

                                                                                                                                   Afyonkarahisar Baro Başkanı

Haber Katagorileri
Tüm Haberler
 
Tarihe Göre Haber Arama
 

 

 

-Meslek Kuralları-
Avukat aynı davada birinin savunması, öbürünün savunmasına zarar verebilecek durumda olan iki kişinin birden vekaletini kabul edemez.

 

1.Halı Saha Futbol Turnuvası

 

adsoyad@afyonbaro.org.tr
E-POSTA Hesabınızı Kullanabilirsiniz. Eğer hesabınız yoksa "İLETİŞİM" formumuzu kullanarak hesabınızı açtırabilirsiniz.
E-POSTA için Outlook Kurulumu için tıklayın
 
 
 
 

STAJ KREDİSİ:

Sıkça Sorulan Sorular
Staj Kredi Sorgusu