
BASIN AÇIKLAMASI
İsrail Devleti uzun süredir Türkiye’nin de
arabuluculuğu ile Filistin arasındaki sorunları giderme yolundaki girişimler
için sağlanan ateşkesi tek taraflı ihlal etmiş ve Gazze şehrine saldırmıştır.
Ortada saldırıyı haklı kılacak hiçbir neden yoktur. Yapılan saldırı sonucu
bugün itibarı ile 400’ün üzerinde sivil insan katledilmiştir. İsrail ordusu
tarafından hem havadan hem karadan füzeler ile yapılan saldırıda vurulan
hedeflerin önemli bir kısmı sivil halkın yerleşim alanlarıdır. Nitekim ölenlerin
önemli bir kısmının sivil halk olması da bu gerçeği apaçık ortaya koymaktadır.
Teknolojik silahların kullanılarak sivil halkın hedef seçilmesi tam bir
vahşettir. Maalesef ABD başta olmak üzere BM. Avrupa Birliği ülkeleri ve Arap
dünyasının önemli bir kısmı bu vahşete sessiz kalmakta ve hatta sebep olarak
Filistin’deki bazı gurupları göstermektedir. Son saldırının sebebi ne olursa
olsun, 60 yıldır İsrail’in Filistin halkına yönelik olarak yaptığı zulmün son
halkası olarak bu saldırı da sivil halka yönelmiş olup; yine sivil halk hunharca
katledilmektedir.
Bir tarafta uçakları ve en ileri silahları olan İsrail ordusu, diğer
tarafta ise kendini basit silahlarla bu vahşete karşı korumaya çalışan mazlum
Filistin halkı vardır. Bu bir savaş değildir; bu bir ordunun savunmasız halkı
yok etme projesinin bir parçasıdır.
Başta BM ve tüm uluslar arası kuruluşların ve devletlerin derhal
harekete geçmesi ve fiili tedbirlerin alınması noktasında gerekli girişimlerin
yapılması gerekmektedir. Bu vahşet en temel insan haklarından yaşam hakkının
ihlali olup, bu ihlal karşısında dünyanın sessiz kalması bu ihlale ve zulme
ortak olması demektir. Bu vesileyle Afyonkarahisar Barosu olarak İsrail’in
yıllardır Ortadoğuda yapmış olduğu barbarca saldırıları kınıyor, kin, nefret,
gözyaşı ve ıstırabın değil, barış, kardeşlik ve huzurun hakim olduğu sağlıklı,
mutlu yıllar diliyoruz. 31.12.2008
Av.Celal Mümtaz AKINCI
Baro Başkanı
////////---------------------------------------------------------------------------------------------------////////
2008/2009
ADLİ YIL MESAJI
Yeni bir Adli Yıl açılışında birlikteyiz. Her
Adli Yıl açılışında adalet sorunları anlatılır ve temennilerde bulunuruz. Ancak
sorunların çözümünde az da olsa mesafe alınmakla birlikte sorunların hala devam
ettiğini görmek bizleri üzmekte ve düşündürmektedir.
Adaletin gerçekleştirilmesindeki sorunların, büyük ölçüde, bizzat
pozitif hukuk kurallarının yetersizliği yanında mekan,
araç–gereç ve personel gibi adalet hizmetinin gerçekleştirilmesinde etkili olan
unsurların gerek nitelik ve gerekse nicelik olarak yetersizliğinden kaynaklandığı
ifade olunmaktadır. Her gün “sağanak yağmur” gibi çoğalan iş yüküne karşın,
gerek hakim–savcı-avukat ve gerekse adliye
personelinin, gerek sayı olarak gerekse eğitim ve sair nedenlerle bilgi ve
tecrübedeki yetersizlikleri, adaletin hızlı, etkin, güvenli
gerçekleştirilmemesinin ana nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.
Almanya'da 20 bin
kişiye düşen hakim sayısının 5.1, Avusturya'da 4.3, İsveç'te 3.8, bu oranın
Türkiye'de 2.5 olarak gerçekleştiğini, yargı ile ilgili kamu harcamalarında, Türkiye'nin yine gerilerde yer
aldığını, kamu harcamalarından kişi başına; Avusturya'da 69.63, Belçika'da
64.41, Almanya'da 53.15, Türkiye'de ise 3.66 Euro pay düştüğünü göz önüne aldığımızda Yargının hızlı işleyebilmesi için, öncelikle hakim, savcı ve mahkeme sayısı artırılması,
mahkemelerin iş yükü azaltılması ve bütçeden yargıya ayrılan payın arttırılması
gerçekliği ortaya çıkmaktadır.
Hakim. Savcı
sayısını derhal arttırmak ve iş yükünü de hemen azaltmak mümkün olmadığına
göre, mevcut hakim, savcı, avukat ve adliye
çalışanlarına iş yükünden dolayı olağanüstü fedakarlıkla çalışmaktan başka çare
kalmamaktadır. Zaten ülkemizdeki hakim, savcı, avukat ve
adliye çalışanları da gerçekten büyük bir fedakarlıkla hizmet vermektedirler. Bu
vesile ile kendilerine şükranlarımızı sunuyoruz.
“Geciken Adalet, Adalet Değildir.” Özdeyişinin artık
dillendirilmediği, huzur, ahenk, karşılıklı anlayış ve hoşgörü içinde görev
yapılacak, yansız, yanılgısız ve siyasetten uzak yeni bir adli yıl ve nice adli
yıllar dileklerimle saygılar sunuyorum.08.9.2008
Celal
Mümtaz AKINCI
Afyonkarahisar Baro Başkanı
////////---------------------------------------------------------------------------------------------------////////
Sevgili Meslektaşlarım, Sayın Konuklar,
Basınımızın seçkin temsilcileri
Avukatlar günü nedeniyle düzenlediğimiz
tören programına hoş geldiniz.
Bildiğimiz gibi, “Bağımsız savunma,
bağımsız yargının kurucu unsurlarındandır”
“Bağımsız savunma olmaksızın güçlü ve
bağımsız bir yargıdan söz edilemez”
“Adil yargılanma hakkının olmazsa olmaz
koşulu, bağımsız savunmadır”
“Hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü
savunmak, Türkiye Barolar Birliği ve Baroların asli görevlerindendir.” Kurallarını
daha önceleri sürekli tekrarlardık. Son günlerde yaşanan güncel olay ve
tartışmalardan sonra önemli bir prensibi hatırlamak ve bu prensibin ışığında
bir değerlendirme yapmak zorunluluğu doğmuştur. Bu önemli prensip şudur;
“HUKUKSUZ DEMOKRASİ OLMAZ AMA DEMOKRASİ
YOKSA HUKUK DA OLMAZ.”
85 Yıllık Cumhuriyet tarihinde ülkemiz;
demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olma yolunda bir hayli mesafe kat
etmiştir. Halkımız cumhuriyet ve demokrasiyi özümsemiştir. Cumhuriyetin en
temel ilkesi hakimiyetin kayıtsız şartsız milletin
iradesinde olmasıdır.
Demokrasinin eksiksiz yaşandığı
devletlerde, halk iradesi üzerinde hiçbir kurumun vesayeti yoktur. Ülkemiz,
bürokratik oligarşinin egemenliğine dayalı, keyfi uygulamaların boy gösterdiği
basit ve geri kalmış bir devlet değil çağdaş bir hukuk devletidir. Demokrasinin
yerleşmediği ve hayat bulamadığı kapalı sistemler ise ancak üçüncü dünya
ülkeleri olmaktan öteye gidememektedir.
Ülkemizin demokratik, laik ve sosyal
hukuk devleti olma yolunda önemli mesafe kat ettiğini ifade etmiştim, ancak son
günlerde ülkemizin demokrasi konusunda bulunduğu ligden daha alt liglere
düşürülmek istendiğini üzülerek müşahade etmekteyiz.
Hukukun ve savunmanın yılmaz savunucuları biz avukatlara bu konuda önemli
görevler düşmektedir. “Hukuksuz demokrasi olmaz ama demokrasi yoksa hukuk da
olmaz” prensibine en iyi şekilde sahip çıkarak, demokrasi ve hukukun yara
almaması için çaba göstermemiz gerekmektedir.
Sayın konuklar, Değerli meslektaşlarım;
Her yerde ve her fırsatta güçlü bir biçimde seslendirdiğimiz gibi “demokrasiye, cumhuriyete, bağımsız savunmaya,
bağımsız yargıya ve hukuk devletine” inanan avukatlar ve örgütleri
barolar olarak, yasanın bize verdiği görevi yerine getirmek için ”hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve bu
kavramlara işlerlik kazandırmak“ amacıyla ”tam demokrasi, gerçek ve tarafsız hukuk devleti,
bağımsız yargı ve bağımsız savunma hedefine” yönelik söylemlerimizi
tereddütsüz bir şekilde inançla sürdüreceğiz .
Bu duygu ve düşüncelerle tüm
meslektaşlarımın avukatlar gününü kutlar, törene katımınızdan dolayı teşekkür
eder, saygılar sunarım.05.4.2008
Av.Celal Mümtaz AKINCI Baro Başkanı
////////---------------------------------------------------------------------------------------------------////////
Sayın Cumhuriyet Başsavcımız, Adalet
Komisyonu Başkanımız, İdare Mahkemesi Başkanımız, Ağır Ceza Mahkemesi
Başkanımız, değerli Hakim ve Savcılarımız, sayın Meslektaşlarım,
basınımızın seçkin temsilcileri.
Bu yılki Adli yıl konuşmamı
iki ana başlık halinde sunacağım.
Birincisi Adalete ilişkin
sorunlar, ikincisi ise genel ülke sorunları;
Değerli konuklar;
Hukuk, hukukun üstünlüğü,
yargı bağımsızlığı, hukuk devleti, adalet, hukuk reformu ve insan hakları gibi
konular ülkemizde yıllarca hatta tanzimattan beri
üzerinde konuşulan, tartışılan ve eleştirilen konular olmuştur. Özellikle de
yargının işleyişi ile ilgili sorunlara ilişkin tartışma ve eleştiriler sözlü ve
yazılı medyada çoğu kere günlük yazı ve programlar olarak yer almıştır ve yer
almaktadır. Adaletin hızlı, etkin ve güvenilir gerçekleştirilmemesi bu tartışma
ve eleştirilerin nedenini oluşturmaktadır.
Adaletin
gerçekleştirilmesindeki sorunlar, bizzat pozitif hukuk kurallarının
yetersizliği yanında, mekan, araç–gereç ve personel
gibi adalet hizmetinin gerçekleştirilmesinde etkili olan unsurların gerek
nitelik ve gerekse nicelik olarak yetersizliğinden de büyük ölçüde
kaynaklanmaktadır. Sözgelimi, her gün “sağanak yağmur” gibi çoğalan iş yüküne
karşın, mahkeme ve hakim sayısının az, dava sayısının
çok olmasının yattığı, Örneğin, Almanya'da 20 bin kişiye düşen hakim sayısının
5.1, Avusturya'da 4.3, İsveç'te 3.8, bu oranın Türkiye'de 2.5 olarak
gerçekleştiğini, yargı ile ilgili kamu harcamalarında, Türkiye'nin yine
gerilerde yer aldığını, kamu harcamalarından kişi başına Avusturya'da 69.63,
Belçika'da 64.41, Almanya'da 53.15, Türkiye'de ise 3.66 Euro pay düştüğünü göz
önüne aldığımızda Yargının hızlı işleyebilmesi için, öncelikle hakim ve mahkeme
sayısı artırılmalı, mahkemelerin iş yükü azaltılmalıdır.
Sayın Meslektaşlarım;
Adaletin
gerçekleştirilmesindeki yetersizlikler; “Allah ne hekime, ne hakime muhtaç
etsin!..” özdeyişinin oluşumuna ve halkımızın buna tam
bir görüş birliği ile inanmasına neden olmuştur. Gerçekten de davaların çok
uzun sürdüğü, adalet mekanizmasının geç işlediği, güvenilirliğini yitirdiği,
adli hataların oluştuğu, bu nedenlerle hakların elde edilmesinde kanun dışı
örgütlenmelerin oluştuğu biçimindeki beyanlar, soyut iddialardan öte mutlak
somut gerçekler olarak genel kabul görmektedir.
Devletin temeli olan
adalet'in güçlü olabilmesi, adalet dağıtanların bağımsız ve teminatlı olmasıyla
sağlanabilecektir. Adli yargılama için yargı mensubu hakim,
savcı ve avukatların üzerine düşen görev, dürüst, namuslu ve duygusallıktan
uzak ve baskılara boyun eğmeyen bir tutum sergilemektir.
Sayın konuklar, Yargıtay
Onursal Başkanı Sayın Sami Selçuk bakın ne diyor;
“Hakimlerin dürüst ve namuslu
olmaları, övünç nedeni değildir. Kişilerin ve özellikle hakimlerin,
dürüst ve namuslu olmaları asıldır. İyi bir hakimin hukuk bilgisiyle donanımlı, genel kültüre sahip, anlayışı ve kavrayışı yüksek,
tarafsız, güvenilir, adil, davranışlarında ölçülü, dengeli, tutarlı, ön
yargısız, onurlu ve vakarlı olması gerekir'
Sayın Konuklar, şimdi genel
ülke sorunları hakkındaki düşüncelerimi arz ediyorum.
Bu ülke üzerinde yaşayan
hiç kimse ikinci sınıf vatandaş değildir. Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet,
siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrımı gözetilmeksizin kanun
önünde eşittir. Ülkemizi parçalamak isteyen güçler, etnik ve dinsel ayrımlar
yaratarak, ülkemizi bölmeyi ve parçalamayı hedef almışlardır. Onların
yönlendirdikleri ve yönettikleri kişiler, aslında maşa olarak kullanıldıklarını
bilmelidirler. Demokratik hak ve özgürlüklerin, halkın huzur ve mutluluğu için
kullanılması gerekmektedir. Hak ve özgürlükleri kötüye kullanmak hoşgörüyle
karşılanamaz. Demokrasilerde özgürlükleri yok etme özgürlüğü kimseye tanınamaz.
Özgürlükler asla devleti yıkma amacıyla kullanılamaz.
Farklılıkların kökü
kazınamaz. Tek tip insan, tek doğru, tek çözüm dayatmacılığı, insanı, toplumu,
soluk alınan dünyayı, belki bir süre yutar, ama sindiremez, tüketemez. Bu
kavgadır, savaştır.
“Doğru çözüm; çelişen,
değişen, kesişen kültürlerin, kendi ve farklı olma haklarını koruyan,
eşitliklerini sağlayan, ayrıcalıkları reddeden, katılıkları ve kutuplaşmaları
diyaloglarla yumuşatan, uzlaştıran; yaşamı çoklukta birlik temelinde ve
yurttaşlık kodunda buluşturarak, birlikte yaşama ve ulusal bütünlük iradesini
sağlamlaştıran, çelişmeci, çoğulcu, özgürlükçü, uzlaşmacı demokrasidir. Bu
barıştır.
Toplumlar, toplum mühendisi
Hitler’lerin, Stalin’lerin yapay bir örnek, düzenleriyle değil, farklılıklara
yaslanan demokrasinin doğal ve farklı düzenleriyle yönetilebilirler.
Ayrıca toplumlar,
farklılıkların yarattıkları, tez, antitez, sentez dinamiğiyle gelişebilirler.
Öteki varsa berikinin kimliği, kişiliği, kültürü derinleşir, zenginleşir.”
Sayın konuklar;
Sivil çağdaş yeni bir
Anayasa yapılması çalışmalarının yapıldığı günlerde Anayasa konusunda sayın Selçuk şöyle diyor ; “1982 Anayasası; devleti
bireye göre biçimlendirecek ve sınırlandıracak yerde, bireyi devlete göre
biçimlendiriyor ve sınırlandırıyor. Özgürlüklerin tabanını değil, tavanını
saptıyor. Bireyi baskılara karşı çaresiz bırakıyor. Güvenmediği halkına karşı
teyakkuz uyarısıyla özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı, sivil toplumun soluk borularını
tıkıyor, demokrasiyi lüks bir tüketim maddesi olarak algılıyor. Yargıyı ayak
bağı gibi gördüğünden, örümcek ağı gibi, güçlülerin delip geçtiği, güçsüzlerin
takılıp kaldığı yasa devletinden, hukukun üstünlüğüne bir türlü
geçemiyor.
Halkımız, bütün kesimlerin
temsilcilerince evrensel hukukun tezgâhında yerel ipliklerle dokunmuş, açık
tartışma ve özgür iradeyle benimsenmiş yepyeni, kusursuz, özürsüz bir anayasa
istiyor
Demokrasi karşıtların bir
arada yaşama sanatıdır.
Biz ise, durmadan
birbirimize biçtiğimiz kimliklerle, içgüdülerle, önyargılarla, "onunla
görüşürsem ne derler?" kaygısıyla yaşıyoruz. Enerjimizi birbirimizi
tamamlamak için değil, âdeta birbirimizi yok etmek için tüketiyoruz.
Anayasalarımıza "düşünce, inanç kınanmaz" diye yazıyoruz. Ama kınamanın
da ötesinde, birbirimizi aşağılıyoruz. Uzlaşmak ve demokrat insana ulaşmak
şöyle dursun, sanki sürekli bir "fetret dönemi" yaşıyoruz. Bu
durum, çok kaygı vericidir.
Mehmet Âkif’le Tevfik Fikret’i, Nâzım Hikmet’le Necip Fazıl’ı el ele tutuşturup tartışmayı
başaramayan bir toplum eksiktir. Çünkü diyalog ve uzlaşma kültüründen
yoksundur.
Her türlü görüşü yan yana
getirerek Kurtuluş Savaşını kazanan bir Önderin çocukları, kim ve hangi görüş
ve inançta olursa olsun, farklılıklarını teslim ederek, birbirlerini
dinleyerek, görüşlerini tartarak tartışmayı başarmalıdırlar.
Çoğulculuğun, katılımın,
denetimin, saydam yönetimin ve bilinçli örgütlenmenin sesi olan basınımız da,
doğru bilgilendirmelerle bu uzlaşmaya katkıda bulunmalıdır.”
Evet, Sayın Sami Selçuk’un
katıldığım bu özgün düşüncelerini sizlere aktardıktan sonra, Yeni adli yılın
ülkemize, insanlığa adalet ve barış ve kardeşlik getirmesi dileklerimle,
törenimizi onurlandırdığınız için hepinize en derin saygılarımı
sunuyorum.06.9.2007
////////---------------------------------------------------------------------------------------------------////////
Avukatlar günü nedeniyle düzenlediğimiz tören
programına hoş geldiniz. Her yıl burada tören yaptıktan sonra Adliye’de de bir resepsiyon düzenliyorduk. Son dönemde biz avukatlar ve
örgütümüz barolar olarak karşı karşıya kaldığımız hak ihlalleri ve
olumsuzluklar nedeniyle bu yıl resepsiyon düzenlemek
yerine yaşanan sorunlarla ilgili olarak açıklama yapacağız.
Malumlarınız olduğu üzere
;
“Bağımsız savunma, bağımsız yargının
kurucu unsurlarındandır”
“Bağımsız savunma olmaksızın güçlü ve
bağımsız bir yargıdan söz edilemez”
“Adil yargılanma hakkının olmazsa olmaz
koşulu, bağımsız savunmadır”
“Hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü
savunmak, Türkiye Barolar Birliği ve Baroların asli görevlerindendir”
Avukatların ve savunma mesleğinin önündeki
engellerin kaldırılacağına dair verilen güvencelere karşın;
-Yıllarca yapılan mücadeleler sonunda
Avukatlık Kanunu’na konulmuş, mesleğimizin geleceği açısından son derece hayati
önemi olan “sınav” kurumunu bir çırpıda, barolar ile Türkiye Barolar Birliği’nin görüşlerini hiçe
sayarak, kaldıran,
-Bizleri yargılamayı tamamlayan değil
engelleyen bir unsur olarak gören,
-Uluslararası sözleşme ve belgelerde hüküm
altına alınan “silahların eşitliği” ilkesini görmezden gelen,
- Avukatlık ücretinin bir emek ve
uzmanlık karşılığı olduğunu kabul etmeyen,
- Savunma hizmetini adeta ihale konusu bir
mal gibi gören,
-Savunma örgütü temsilcileri avukatlara
yapılan ve çoğu ölümle sonuçlanan saldırıları doğal karşılayıp hiçbir zaman
kınamayı ve geçmiş olsun dileği iletmeyi düşünmeyen,
-Kamu kesimi avukatlarını hukukçu olarak
algılamayan,
-Yasada açıkça hüküm altına alındığı halde,
baroların anayasal konumunu ve buna bağlı olarak protokol düzenlemelerini içine
sindiremeyen,
- Avukatlık kimliğini yasal düzenlemeye
rağmen “resmi kimlik”
olarak tanımayan,
-Resmi kurumlarda yasa gereği sağlanması
gereken bilgi ve belgeye ulaşma yerine, direniş sergileyen bununla da
kalmayarak avukatı mahkeme dosyalarında yargının ögesi olarak kabul yerine yabancı bir unsur gibi gören,
-Avukatlar ve savunma mesleğinin önünü
kesmek ve yaşam alanını daraltmak amacıyla, Muhasebeci-Mali Müşavirler,
Marka-Patent ve Rekabet vekilliği yanı sıra Noterlik yasasında da yeni
düzenlemelere giden,
-Tüm bunların yanı sıra ekonomik ve
pazarlık gücünü elinde bulunduran uluslararası hukuk ve avukatlık firmalarına
geçit veren,
benzeri anlayışlara ilave olarak, CMK’da görevi yapan meslektaşlarımızın alacaklarını ödemeyen, bu konuda baroların
yetkilerini elinden alan, 5560 sayılı yasa ile “adil yargılama hakkı” bağlamında eşit seviyelerde
bulunmaları gereken, Cumhuriyet savcılarını avukatların ita amiri durumuna
getiren yaklaşımı kabul etmemize imkan yoktur.
Bütün bunlara yaklaşık yüz profesörün
görev yaptığı 32 hukuk fakültesinin her yıl verdiği ortalama 9000 mezundan
yaklaşık 7000 mezunun sadece biçimsel stajı tamamlayarak mesleği icraya
başladığını eklersek niceliksel bir baskı altında olduğumuzu ve bunun da çok
önemli nitelik kayıplarına yol açtığını net bir biçimde görürüz.
-Savunmayı çökertip yargıyı ayakta tutmak
mümkün değildir. Güçlü yargı ancak güçlü ve bağımsız savunmayla mümkündür.
Savunmayı göz ardı edenlerin de bir gün savunmaya ve avukata ihtiyaçları
olabileceğini unutmamak gerekir.
Değerli meslektaşlarım bu nedenle hepimize
çok zor görevler düşmektedir. Bu bağlamda; Avukatlık Kanunu’nun Baro
Yönetim Kurulunun görevlerini düzenleyen 95.maddesi “...avukatlık onurunun ve meslek düzeninin korunması”
görevini barolara vermekte, bizler bu görevi baro genel kurullarının verdiği
yetkilere dayanarak en üst düzeyde ve eksiksiz olarak yerine getirmeye
çalışmaktayız.
Bizim çalışma ve gayretlerimizin yanında tüm
meslektaşlarımızın bu konularda gerekli duyarlılığı göstermesi savunma hakkının
gölgelenmesine izin vermemesi gerekmektedir.
-Hukuk Fakültesi öğrencisine, avukat
stajyerine, avukata mesleğine duyması gereken saygı yanında, gereken özeni
göstermesini önemle anlatmalıyız,
-Ayrıca hakim ve
savcılarımıza aynı kökten geldiğimiz, birimizin varlığını sürdürmesinin
diğerine bağlı olduğunu, bu üçlünün uyumu ve kalitesinin “adil yargılama”, “adalete erişim” ve “adalete saygıyı” gerçekleştireceğini
hatırlatıyoruz.
Sayın konuklar, Değerli i meslektaşlarım;
Her yerde ve her fırsatta güçlü bir biçimde seslendirdiğimiz gibi “demokrasiye, cumhuriyete, bağımsız savunmaya,
bağımsız yargıya ve hukuk devletine” inanan avukatlar ve örgütleri
barolar olarak, yasanın bize verdiği görevi yerine getirmek için ”hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve bu
kavramlara işlerlik kazandırmak“ amacıyla ”tam demokrasi, gerçek hukuk devleti, bağımsız yargı
ve bağımsız savunma hedefine” yönelik söylemlerimizi tereddütsüz
bir şekilde inançla sürdüreceğiz .
Bu duygu ve düşüncelerle törene katımınızdan
dolayı teşekkür eder, 7 Nisan Cumartesi günü yapılacak olan etkinlikte buluşmak
üzere saygılar sunarım.
Av.Celal Mümtaz AKINCI Baro Başkanı
////////---------------------------------------------------------------------------------------------------////////
04 MAYIS
2007
TÜRKELİ
GAZETESİ SAYI : 14.210
BASIN AÇIKLAMASI
Türkiye
Büyük Millet Meclisinin 22 Temmuz 2007 de seçim yapılması kararı vermiş olması, ülkenin üzerindeki sisli havanın
ve belirsizliğin giderilmesi için önemli bir adımdır. Bu seçim ülkede darbeler döneminin kapanması ile darbe
havasından medet umanların ayrışmasını sağlayacak, Demokrasiyi darbe
baskısı ile tehdit edenler artık halk
tarafından sandıkta değerlendirilecektir.
E bildirgelerle, demokratik işleyişe müdahale edilerek,
Cumhurbaşkanı seçtirilmemekle, ülke AB sürecinden koparılmak, demokratikleşme engellenmek, ekonomik gelişmeler
durdurulmak, ülke geriliğe mahkum edilip kaosa
sürüklenmeye çalışılmaktadır.
E muhtıraya tepki duyan tüm sivil toplum kuruluşları ile
toplumun tüm katmanlarının,
olanlar karşısında demokrasiye sahip çıkması şarttır. Seçim kararından sonra
darbe gerekçesi oluşturabilmek amacıyla bazı provokasyonlar gerçekleştirilmek istenebilir. Bu tür provokasyonlara karşı uyanık olunmalıdır. Aksi halde ülkemiz tekrar karanlık gönlere
sürüklenebilir.
Bir
sivil toplum kuruluşu olarak Demokrasiye, Cumhuriyete, Cumhuriyetimizin temel ilkelerine müdahale niteliğinde olan tüm
bildirilere, muhtıralara, darbelere ve tüm
hukuksuzluklara karşı olduğumuzu açık bir şekilde ifade ederek görüşümüzü kamu oyunun bilgilerine saygıyla sunarım.
Av.Celal Mümtaz AKINCI
Afyonkarahisar Baro Başkanı |