UYGUR KADINLARININ YAŞADIĞI İNSAN HAKKI İHLALLERİNİN GÖLGESİNDE 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ
Tarih: 7.03.2022| Okunma Sayısı: 262

AFYONKARAHİSAR BAROSU BASIN AÇIKLAMASI,

UYGUR KADINLARININ YAŞADIĞI İNSAN HAKKI İHLALLERİNİN GÖLGESİNDE 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ

 

Adil bir dünyada yaşamıyoruz. Ne yazık ki dünyamıza barış egemen değil.

Savaşların, yoksulluğun, haksızlığın kol gezdiği dünyamızda yaşanan zulüm ve olumsuzluklardan en çok kadınlarımız zarar görüyor.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü de böyle bir zulmün haksızlığın hikayesinden yola çıkılarak kabul edildi.

 8 Mart 1857 tarihinde ABD'nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 10.000'i aşkın kişi katıldı. 

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak anılmasını kabul etmesi işte bu tarihe dayanmakta…

Halen durumda bir değişiklik yok! Şimdi de şiddetin yöneldiği öncelikli hedef kadınlarımız;

Her sarsıntı da, savaşta, krizde çalkantı da doğrudan etkilenenler kadınlarımız…

Dünyamızın ayrıcalıklı ülkelerinde kadına yönelik “psikolojik”, “ekonomik”, “dijital” şiddet tanımlanıp bunlarla mücadele edilirken gözden çıkarılmış coğrafyalarında ise gerçek anlamda şiddet, yaşama hakkının ellerinden alınması, tecavüz, kültürel soykırım gibi gerçek, somut, tartışmasız suçlar görmezden geliniyor, yok sayılıyor.

Bu sene, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde Uygur Kadınlarının maruz bırakıldığı zulmü, şiddeti, sistematik işkence ve insanlık dışı muameleleri gündeme getirmek istiyorum.

 Çin Toplama Kamplarında tutulan, işkence gören, tecavüze maruz kalan, acı çeken kadınların kurtarılması ve toplama kamplarının kapatılması için 8 Mart Salı Dünya Kadınlar Gününde vicdani bir duruşla sesimizi yükselteceğiz.

Birçok haber ajansının, güvenilir kaynakların elde ettiği veriler, Çin'de Sincan Özerk Bölgesi'nde Müslüman Uygur Türklerinin ve diğer etnik azınlıkların tutulduğu, Çinli yetkililerin "yeniden eğitim" adı verdiği gözaltı kamplarında, kadınların sistematik tecavüze, cinsel tacize ve işkenceye maruz kaldığını gösteriyor.

 

"En güzel Uygur tutuklular, kameranın olmadığı bir odaya götürüldü.”

“Onları soymak ve ellerini başlarının arkasında koyarak arkadan kelepçelemek zorundaydım. Sonra kadını yalnız bırakır oradan ayrılırdım ve kampın dışından gelen bir adam veya polis olan bir kişi içeri girerdi.

O kişi ayrıldığında kadını duş almaya ve sonra odayı temizlemeye götürürdüm. İçeride yaşanan bir tecavüzdü."  Bunlar, Çin'in Sincan şehrinde bir "yeniden eğitim kampında" 18 ay geçiren Gulzira Auelkhan'ın anlattıkları.

 

Toplu Tecavüzler

Sincan'daki gizli gözaltı kamplarında 9 ay kalan Tursanay Ziyavudun, erkeklerin sürekli maske taktığını söylüyor, koronavirüs salgınının henüz başlamadığı dönemlerde bile:

"Polis üniforması değil, takım elbise giyiyorlardı. Bazen gece yarısından sonra hücrelere geliyor, istedikleri kadınları seçiyor ve hiçbir gözetim kamerasının olmadığı 'kara oda' adı verilen odaya götürüyorlardı."

Ziyavudun, kendisinin de birçok gece buraya götürüldüğünü söylüyor. "Belki de üzerimde kalacak en unutulmaz yara budur. Bu sözler bile dudaklarımdan çıkarken rahatsız ediyor" diyor.

Tursanay Ziyavudun, maskeli Çinli erkeklerin "her gece" hücrelerden kadınları çıkarıp tecavüz ettiklerini, kendisinin de işkence gördüğünü ve üç farklı zamanda iki-üç kişinin toplu tecavüzüne uğradığını söylüyor.

Çinli erkeklerin, "en güzel genç tutukluları seçmek için para ödediğini" söylüyor.

Organize bir tecavüzün olup olmadığı sorusuna ise "Evet, tecavüz" diye yanıt veriyor.

Ziyavudun ise gece hücrelerinden alıp götürülen bazı kadınların ise hiç dönmediğini, dönenlerin ise odada olup bitenleri anlatmamaları yönünde tehdit edildiklerini anlatıyor.

 

'Eğitim yoluyla dönüştürme'

Sincan'daki Çin politikaları konusunda uzman Adrian Zenz'in kamplarla ilgili BBC'ye gösterdiği 2017-18 tarihli belgelerde, "belli başlı grupların", "eğitim yoluyla dönüştürülmesi" amacına yönelik planlardan ve bütçelerden söz ediliyor. Bir belgede, "eğitim" süreci, "beyin yıkama, kalpleri temizleme, erdemi güçlendirme ve kötücüllüğü giderme" şeklinde ifade ediliyor.

Çin Mezalimi burada Türk kimliğinin asimile edilmesi, Uygur Türklerinin “Çinli Müslümanlar” olarak tanımlanması, Müslümanlığın ise sakal, bayörtüsü yasaklarıyla birlikte ancak Çin’in izin verdiği bir çerçeveye hapsedilmesi şeklinde ortaya çıkıyor. Burada Batı Trakya’daki soydaşlarımıza yapılan etnik ve kültürel soykırımı hatırlamamızda ve Yunanistan’ın Batı Trakyalı Türklere “Siz Türk değilsiniz, Yunanistanlı Müslümanlarsınız” şeklinde eritme politikası uyguladığını hatırlatmamız gerekiyor

Zorla kısırlaştırmalar

Şahitler, kampta kadınların muayene edildiğini, onlara hap verildiğini ve 15 günde bir iğne yapıldığını ve bunun uyuşukluk ve bulantıya yol açtığını anlatıyor.

Kadınlara zorla doğum kontrol aygıtları takıldığını veya kısırlaştırıldıklarını söyleniyor.

Haber kaynaklarına göre, Doğu Türkistan'da Uygurların kısırlaştırılması uygulaması oldukça yaygın

Kamplarda bu insanlık dışı muamelelere maruz kalan bir Uygur kadını,  Çin marşlarının saatlerce söyletildiğini veya Devlet Başkanı Şi hakkında TV programları izletildiğini anlatıyor. "Bir süre sonra kamp dışındaki hayatı unutuyorsunuz. Beynimizi mi yıkadılar yoksa hapların ve iğnelerin yan etkisi mi bilmiyorum, ama karnınızın doymasından başka bir şey düşünmez hale geliyorsunuz. Beslenme eksikliği o kadar büyük bir sorun" diyor.

Araştırmalar Doğu Türkistan'da doğum oranlarının azaldığını gösteriyor; bazı uzmanlar bunun "demografik soykırım" olduğunu söylüyor.

İşkence ve tecavüzler

Utanca, acıya, maruz kaldıkları teröre rağmen, kampı ve Çin'i terk etmeyi başaran Uygurların küçük bir kesimi konuşuyor.

Kamera karşısında konuşan bu Müslüman kadınlar, sadece kendilerinden bahsetmiyor, erkeklerin de tecavüzler nedeniyle bağırsaklarının zedelendiğini anlatıyorlar.

Bu acımasızlığı genelde gruplar halindeyken anlatıyorlar. Elektrikli coplarla vajinalarının veya tahrip olmuş anüslerinin ne halde olduğunu anlatıyorlar. Fetüslerinin anestezisiz karınlarından çıkarıldığını, zorla kısırlaştırıldıklarını anlatıyorlar.

Kötülüğün Sıradanlaşması

Kendisiyle röportaj yapılan ve 18 ay kampta tutulmuş bir kadın, Uygur kadınları Çinli erkeklere teslim etmeden önce onları soydurmaya ve kelepçelemeye zorlandığını, ardından odaları temizlediğini söylüyor

"Kadınları odaya bırakıyordum, Çinli bir erkek veya polis odaya giriyordu. Dışarıda kapı yanında sessizce oturup adamın çıkmasını bekliyor ve kadını duşa götürüyordum."

Çinli erkeklerin, "en güzel genç tutukluları seçmek için para ödediğini" söylüyor.

Organize bir tecavüzün olup olmadığı sorusuna ise "Evet, tecavüz" diye yanıt veriyor.

“Ehemi Mühime Tercih Etmek”

Yukarıda pasajlar halinde örneklenen Çin mezalimi bütün çıplaklığı ile ortada dururken gelin 8 mart Dünya Kadınlar Gününde Doğu Türkistanlı Uygur kadınlarını ve onların maruz kaldığı insanlık suçlarını öne çıkartalım. Marjinal gündem ve sorunların gölgesinde kalmasına izin vermeyelim.

Halen devam etmekte olan bu gerçek, somut ve ürpertici olayların kadın hakları mücadelemizin ilk gündemine koyalım.

Tüm eylem ve aktivasyonlarımızda bunları önceleyelim.

Ve tüm gücümüzle şu sloganı sağır dünyanın dikkatini çekecek şekilde haykıralım:

UYGUR KADINLAR İÇİN 8 Mart’ta “AYAĞA KALK”

 

AV.TURGAY ŞAHİN

AFYONKARAHİSAR BARO BAŞKANI

 

03.07.2022
AV. TURGAY ŞAHİN
BARO BAŞKANI

BARO LEVHASI


© Web sitesi hizmeti Türkiye Barolar Birliği tarafından verilmektedir.